Hürmüz Boğazı’nın riski: ABD yaptırımları petrol arzını tehdit ediyor
Investing.com – ABD’nin İran üzerindeki ekonomik baskısını artıran yeni yaptırım hamlesi, küresel enerji piyasalarının dikkatini yeniden Hürmüz Boğazı’na çevirdi. Washington’ın 24 Ağustos’ta açıkladığı kapsamlı yaptırım kampanyasının ardından İran’ın misilleme sinyali vermesi, halihazırda normal seviyelerin oldukça altında seyreden petrol sevkiyatında yeni kesinti risklerini gündemde tutuyor.
ABD Hazine Bakanlığı, “Operation Economic Outcast” adı verilen yeni kampanya kapsamında İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülke ve şirketlerin ABD finans sistemine erişiminin kısıtlanabileceğini açıkladı. Aynı paket kapsamında yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve gemi yaptırım listesine alınırken dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı alanlarında ikincil yaptırım uygulanabilecek faaliyetlerin kapsamı genişletildi.
Petrol piyasasının ilk tepkisi ise yaptırımların doğrudan yeni bir arz kaybına yol açacağı beklentisinin aksine aşağı yönlü oldu. Brent ham petrol vadeli işlemleri 24 Ağustos’ta 2,22 dolar veya %2,35 düşüşle 92,17 dolardan kapanırken WTI da aynı oranda geriledi. Piyasa oyuncuları, yaptırımların büyük ölçüde önceden fiyatlandığını ve Washington’ın İran’ın en önemli ticaret ortaklarına yönelik en sert yaptırım seçeneklerini şimdilik devreye almamasını fiyatladı. Brent, 25 Ağustos işlemlerinde önceki günkü sert kaybın ardından 92 dolar civarında dengelenmeye çalışıyor.
Buna karşın piyasanın Hürmüz Boğazı kaynaklı jeopolitik risk primi ortadan kalkmış değil. İran, ABD’nin yaptırım kararlarının ardından karşılık vereceğini açıklarken İran Devrim Muhafızları’ndan gelen açıklamalarda ülkenin altyapısının hedef alınması halinde ABD çıkarları ve kritik enerji geçiş noktalarının vurulabileceği mesajı verildi.
Hürmüz’deki trafik savaş öncesinin çok altında
Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olmaya devam ediyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre 2025’in ilk yarısında boğazdan günlük ortalama 20,9 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bu miktar küresel petrol tüketiminin yaklaşık %20’sine, deniz yoluyla yapılan küresel petrol ticaretinin ise yaklaşık %25’ine karşılık geliyordu.
Ancak İran çatışmasıyla birlikte tablo belirgin biçimde değişti. EIA’nın Ağustos 2026 verileri, Hürmüz’deki petrol akışının 2026’nın ikinci çeyreğinde ortalama 4,9 milyon varil/güne kadar gerilediğini gösteriyor. Son haftalarda sevkiyatlarda kısmi toparlanma görülürken ABD Enerji Bakanlığı, 21 Ağustos itibarıyla boğazdan çıkan petrolün yedi günlük ortalamasının 8 milyon varil/günün üzerine çıktığını açıkladı. Buna rağmen mevcut akış savaş öncesindeki yaklaşık 20-21 milyon varillik seviyelerin oldukça altında kalıyor.
İran’ın hafta başında 45 tankeri kara listeye alması da geçiş riskini artıran yeni bir unsur oldu. Tahran, geçiş kurallarını ihlal ettiğini savunduğu bu gemilerin para cezası, alıkonulma veya yüklerine el konulmasıyla karşılaşabileceğini bildirdi. Kara listedeki gemilerle gemiden gemiye yük transferi yapan diğer tankerlerin de benzer yaptırımlarla karşılaşabileceği belirtildi.
Petrol piyasası açısından kritik soru, İran’ın ekonomik yaptırımlara verdiği tepkinin fiili petrol akışını daha da kısıtlayıp kısıtlamayacağı olacak. Reuters’a konuşan analistler, mevcut yaklaşık 92-93 dolarlık Brent fiyatının piyasaya halen yeterli miktarda petrol ulaştığına işaret ettiğini, Hürmüz trafiğinin füze veya insansız hava araçlarıyla daha ağır şekilde engellenmesinin ise fiyatlamada yeni bir kırılma yaratabileceğini belirtiyor. Morgan Stanley, Brent’in yılın dördüncü çeyreğinde 100 dolar civarında zirve yapabileceğini öngörüyor.
Türkiye için enerji faturası yeniden risk unsuru
Petrol fiyatlarında olası yeni bir yükseliş Türkiye açısından yalnızca enerji şirketlerinin performansını değil, enflasyon, cari denge ve para politikası görünümünü de etkileyebilir.
Türkiye’nin net enerji ithalatçısı olması nedeniyle kalıcı yüksek petrol fiyatları dış ticaret dengesi üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. TCMB tarafından yayımlanan bir çalışmada, ham petrol fiyatlarında kalıcı 10 dolarlık artışın, takip eden 12 aylık dönemde cari açığı yaklaşık 2,6 milyar dolar artırabileceği hesaplanıyor.
Enerji ithalat maliyetinin yükselmesi aynı zamanda akaryakıt ve ulaştırma fiyatları üzerinden enflasyonist baskıyı güçlendirebilir. Bu durum dezenflasyon sürecini zorlaştırırken cari denge ve enflasyon beklentileri üzerinden Türk lirası üzerinde de ilave baskı oluşturabilir. Petrol fiyatlarında kalıcı bir yükseliş bu nedenle TCMB’nin faiz indirimlerinin hızı ve zamanlamasına ilişkin piyasa beklentilerinde de belirleyici olabilir.
Borsa İstanbul’da ise etkinin şirketler bazında ayrışması beklenebilir. Enerji üreticileri yükselen fiyatlardan belirli ölçüde destek bulabilirken rafineri şirketlerinde ham petrol fiyatının tek başına yükselmesi doğrudan kârlılık artışı anlamına gelmiyor. Tüpraş açısından görünüm; ham petrol maliyetinin yanı sıra benzin, motorin ve jet yakıtı gibi ürünlerin crack marjları, ham petrol diferansiyelleri, stok etkisi ve kapasite kullanım oranına bağlı olarak şekilleniyor. Bu nedenle Brent için belirli bir fiyat seviyesini Tüpraş kârlılığı açısından otomatik bir olumlu veya olumsuz eşik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Piyasalar İran’ın misilleme adımlarını izleyecek
ABD’nin yeni yaptırım paketinin İran’ın petrol ihracatı üzerindeki gerçek etkisinin, yaptırımların özellikle Çin başta olmak üzere Tahran’ın büyük ticaret ortaklarına karşı ne ölçüde uygulanacağına bağlı olması bekleniyor. Reuters’a göre İran’ın Çin’e petrol sevkiyatı ağustos ayında günlük yaklaşık 534 bin varile gerilerken bu rakam temmuz ayında 823 bin varil seviyesindeydi.
İran yönetimi ise yaptırımların ardından misilleme yapacağını açıkladı. Bu nedenle petrol piyasasında kısa vadeli fiyat hareketlerinin yalnızca ABD’nin ekonomik baskısının büyüklüğünden değil, Tahran’ın vereceği karşılığın Hürmüz’deki fiziksel petrol akışını etkileyip etkilemeyeceğinden kaynaklanması bekleniyor.
Brent’in 24 Ağustos’taki yaptırım açıklamasına rağmen gerilemesi, piyasanın şu aşamada doğrudan bir arz şokunu fiyatlamadığını gösteriyor. Ancak Hürmüz’deki sevkiyatın savaş öncesi seviyelerin çok altında olması ve İran’ın tanker geçişlerine yönelik yeni tehditleri, enerji piyasalarında jeopolitik risk priminin yüksek kalmaya devam edebileceğine işaret ediyor.








